Aspirinin kanser riskini azaltma potansiyeli üzerine yapılan araştırmalar dikkat çekiyor. 27 Nisan 2026’da Hakan Kaplan tarafından paylaşılan habere göre, Kırklı yaşlarındaki İngiliz mobilyacı Nick James, ailesinde görülen kanser vakaları nedeniyle yaptırdığı genetik testte “Lynch Sendromu” taşıdığını öğrendi. Bu genetik durum, bağırsak kanseri riskini %80 oranında artırabiliyordu. Ancak James, Newcastle Üniversitesi’nde aspirinin kansere karşı koruyucu etkisini inceleyen bir klinik çalışmanın ilk katılımcısı oldu. 10 yıldır düzenli olarak aspirin kullanan James’te henüz herhangi bir kanser belirtisi görülmedi. James’in durumu, aspirinin kanser tedavisinde önemli bir rol oynayabileceğine dair mevcut verilerin sadece bir örneği.
Tarih boyunca insanlığın en eski ilaçlarından biri olarak kabul edilen aspirin, köklerini Mezopotamya’ya kadar uzandırıyor. Arkeologlar, Nippur antik kentinde buldukları 4,400 yıl öncesine ait kil tabletlerde, aspirin için bir temel oluşturan söğüt ağacı kabuğunun tıbbi amaçlı kullanıldığını belgelediler. Mısırlılar, Yunanlılar ve Romalılar tarafından ağrı kesici olarak tercih edilen bu doğal madde, 19. yüzyılın sonlarında yan etkileri azaltılarak modern tıpta “asetilsalisilik asit” biçiminde yer buldu. Uzun yıllar boyunca ağrı kesici ve kardiyovasküler sağlıkta faydalı bir ilaç olarak anılan aspirin, şimdi onkoloji alanında da gündeme gelmiş durumda.
Yapılan bir araştırmada, Profesör John Burn liderliğindeki ekip, Lynch Sendromu taşıyan 861 hasta üzerinde çalışarak çarpıcı bulgular elde etti. 2020 yılında yayımlanan bu çalışma, en az iki yıl boyunca aspirin kullanan bireylerde kolorektal kanser riskinin %50 oranında düştüğünü ortaya koydu. Günlük 75-100 mg’lık düşük dozların, yüksek dozlar kadar etkili olduğu ve vücut tarafından daha iyi tolere edildiği saptandı. Bu bulguların ardından, İngiltere ve İsveç gibi ülkeler, belirli genetik mutasyonlara sahip olan ve yüksek risk altında bulunan bireyler için düşük doz aspirin önerilerini sağlık rehberlerine eklemeye başladılar.
Aspirinin kanser üzerindeki etkisine dair araştırmalar, iki temel mekanizmayı işaret ediyor. İlk olarak, aspirin, tümör oluşumunu tetikleyen “Cox-2” enziminin aktivitesini inhibe ederek hücre büyümesini kontrol altına alıyor. İkinci olarak, aspirin, pıhtılaşmayı destekleyen “tromboksan” maddesini bloke ederek, kanser hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından daha kolay tanınmasına yardımcı oluyor.
Ancak uzmanlar, aspirin kullanımı ile ilgili önemli bir uyarıda bulunuyor. Profesör Anna Martling, aspirinin bazı ciddi yan etkileri, özellikle mide kanaması, ülser ve beyin kanaması riski taşıyabileceğine dikkat çekiyor. “Aspirin kullanımı mutlaka doktor gözetiminde olmalıdır” diyor. Mevcut veriler, aspirin kullanımının genel bir “her derde deva” tedavi olmaktan ziyade, belirli genetik mutasyonlara sahip veya yüksek risk altında bulunan hastalarda etkili olduğunu gösteriyor. Gelecek yıl, 11 bin katılımcıyı kapsayan yeni araştırmalar, aspirinin meme, prostat ve diğer kanser türlerinde de benzer koruma sağlayıp sağlamadığını daha net bir şekilde ortaya koymayı hedefliyor.
EDİTÖR NOTU: Bu yazı tamamen bilgilendirme amaçlıdır ve kendi doktorunuzun veya başka bir sağlık uzmanının önerilerinin yerini almaz.