Natron Gölü’nde dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarılar yapıldı. NASA’nın verilerine göre, gölü besleyen sıcak su kaynaklarından gelen kimyasal bileşikler, göl suyunun aşırı tuzlu ve aşındırıcı bir hale gelmesine yol açıyor. Ayrıca, çevresindeki kurak iklim koşulları nedeniyle sürekli olarak meydana gelen buharlaşma, göl derinliğinin genellikle üç metreden fazla olmasına engel oluyor. Bu şartlar, gölün fiziksel açıdan oldukça zorlu bir yaşam alanı oluşturmasına ve biyolojik çeşitliliğin büyük ölçüde azalmasına neden oluyor.
Gölün yüksek yansıtma kapasitesi, göçmen kuşlar ve diğer canlılar için yanıltıcı bir “ayna” etkisi yaratıyor. Uzmanlar, göl yüzeyinin parlaklığı yüzünden yönlerini kaybeden kuşların suya çarparak kazalar geçirebildiğini belirtiyor. Göl suyunun aşırı alkali yapısı, bu canlıların hayatta kalabilmesini neredeyse imkansız kılıyor. Örneğin, 2007 yılında bölgede meydana gelen bir helikopter kazasında suya düşen pilotların göz ve cilt tahrişi yaşadığı bildirilmişti.
Natron Gölü’ne düşerek yaşamını yitiren hayvanların bedenleri, gölün adını aldığı “natron” mineralinin etkisiyle hızlı bir mumyalanma sürecine maruz kalıyor. Eski Mısırlılar tarafından mumyalama işlemlerinde kullanılan bu mineral, dokulardaki nemi ve yağı emerek cesetlerin korunmasına yardımcı oluyor. Zamanla mineral tortuları ile kaplanan kalıntılar, bu hayvanların sanki taşa dönüşmüş gibi görünmesine neden olan etkileyici bir görsel illüzyon yaratıyor. 2013 yılında fotoğrafçı Nick Brandt’ın yayımladığı görüntüler, bu doğal mumyalanma sürecini geniş bir kitleye tanıtarak dikkat çekti. Brandt, kıyıya vuran kuş ve yarasa kalıntılarını “canlı” pozlarda fotoğraflayarak bu sürecin doğasını belgelerken, aynı zamanda doğanın gizemlerine ışık tutmuş oldu.